Bize yöneltilen bir soru, meselenin asıl can alıcı noktasını ortaya koydu: “2 yıldır hiç mi kimse bilmiyordu? Hiç mi dile getirilmedi?” İşte burada durduk.

Geçtiğimiz hafta sonu, 1 Mayıs tatilini fırsat bilip ailece kısa bir şehir dışı programı yaptık. Yoğun iş temposu, Uşak’ın bitmeyen gündemi ve siyasi tartışmalar arasında küçük bir mola oldu. İyi de geldi. İnsan bazen uzaklaşınca, hem dinleniyor hem de olaylara daha net bakabiliyor.

Ziyaretler yaptık, dostlarla buluştuk, hasret giderdik. Ama konu yine dönüp dolaşıp memlekete, Uşak’a geldi. Özellikle son dönemde yaşananlar, dışarıdan bakanların da dikkatini çekmiş durumda. Haliyle sorular geldi.

Açıkçası ben artık bu konulara girmek istemiyorum. Ne şahsım adına ne de medya adına… Çünkü bazı meseleler konuşuldukça çözülmüyor. Ama insanlar sorunca da cevap vermek zorunda kalıyorsunuz.

En çok sorulan soru şuydu:
“Siz bunu bilmiyor muydunuz? Neden seçtiniz?”

Cevap vermek kolay değil. Ama bir dostumdan duyduğum şu cümleyi paylaştım:
“Biz münafık seçmektense ne olduğunu bildiğimiz kişiyi seçmeyi tercih ettik.”

Bu söz, bir tercih biçimini değil, o günkü ruh halini anlatıyor. Şüpheler var mıydı? Vardı. Ama detaylarını bilmek, kesin konuşmak, ispatlamak… Bunlar bir seçmenin yapabileceği şeyler değil.

Özkan Yalım uzun yıllar siyasetin içinde olmuş, milletvekilliği yapmış bir isimdi. İktidarın milletveklili olmadığı dönemde yaptığı eleştiriler birçok kişi tarafından yerinde bulunuyordu. Belediye başkanlığı adaylığı sürecinde ise sadece yerel dinamikler değil, Türkiye genelindeki siyasi atmosfer de sonucu etkiledi.

Kısacası, o seçimde verilen oyların önemli bir kısmı bir “gönül tercihi” değil, bir “tepki oyu”ydu.

Ama asıl mesele bu değil.

Şehir dışında bize yöneltilen bir soru, meselenin asıl can alıcı noktasını ortaya koydu:
“2 yıldır hiç mi kimse bilmiyordu? Hiç mi dile getirilmedi?”

İşte burada durduk.

Çünkü bu sorunun muhatabı vatandaş değil. Bürokrasi değil. Bu sorunun muhatabı doğrudan siyaset kurumu.

Bugün dönüp baktığımızda, Uşak’ta seçilmiş 2+1 milletvekili ve İktidar partisi İl Başkanı’nın o dönemde bu konularla ilgili kamuoyuna yansıyan hiçbir ciddi uyarı yapmadığını görüyoruz.

Peki neden?

Eğer bugün konuşulanlar o gün de biliniyorduysa, neden o gün sessiz kalındı? Eğer bilinmiyorduysa, bugün bu kadar net ve sert açıklamalar neye dayanıyor?

Çünkü bugün tablo farklı.

Gözaltı, tutuklama ve görevden uzaklaştırma süreçlerinden sonra aynı isimler sosyal medyada peş peşe açıklamalar yapıyor. Sert ifadeler kullanılıyor, kesin yargılar ortaya konuyor. Sanki her şey başından beri biliniyormuş gibi bir hava var.

Ama siyaset, sadece doğruyu söylemekle değil, doğruyu zamanında söylemekle de ilgilidir.

Bugün konuşmanın bir maliyeti yok. Ama dün konuşmanın vardı.

İşte mesele tam olarak bu.

Dün susup bugün konuşanların söyledikleri, ne kadar doğru olursa olsun, zamanlaması nedeniyle sorgulanır hale geliyor. Bu da ister istemez “neden şimdi?” sorusunu beraberinde getiriyor.

Ben bu yazıda vatandaşı suçlamıyorum. Çünkü vatandaş bilmek zorunda değil. Bürokrasiyi de suçlamıyorum. Çünkü onların görevi kamuoyu oluşturmak değil.

Ama siyaset kurumu… Onlar bilmek, araştırmak, uyarmak ve gerektiğinde risk alarak konuşmak zorunda.

Eğer bu yapılmadıysa, bugün yapılan açıklamalar eksik kalır.

Bugünden bakınca herkes doğruyu söylüyor olabilir. Ama dün söylenmeyen doğrular, bugün söylendiğinde aynı etkiyi yaratmaz. Hatta bazen güven zedeler.

Yine de şunu kabul etmek gerekiyor: Bu tartışma uzadıkça kimseye fayda sağlamıyor.

Hukuki süreç işler, adalet yerini bulur. Bu ayrı bir konu. Ama şehir olarak bizim de bir noktada önümüze bakmamız gerekiyor.

Çünkü bu mesele sadece bir kişi meselesi değil. Bu mesele, siyaset yapma biçimiyle ilgili.

Ve eğer bu tarz durumlar tekrar yaşanmasın isteniyorsa, önce şu soruya dürüstçe cevap verilmesi gerekiyor:

Siyaset, doğruyu ne zaman söyleyecek?
İş işten geçtikten sonra mı, yoksa gerektiği anda mı?

Cevap verilmediği sürece, aynı döngü devam eder.

Ama yine de… Bir yerden başlamak lazım.

Dünü not edip, bugünü doğru okuyup, yarına daha sağlam adım atmak için.

Çünkü bir şehir, susarak değil; zamanında konuşarak güçlenir.