Bir gün okulumuza vali ziyarete geldi. Vali sınıfta halimizi hatırımızı sordu ve o klasik soruyu yöneltti: "Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?" Sıra Halit’e geldiğinde, yüreğimi yıllarca meşgul edecek o cümle döküldü dudaklarından:


İlkokula başladığımda oldukça zayıf yapılı bir çocuktum. Babamın okumama gösterdiği özen nedeniyle, evimizden uzak, merkezi bir okulda okumaya başlamıştım. Mahalleden başka arkadaşımın olmayışı ve celimsiz yapım nedeniyle kendimi sık sık dışlanmış hissediyor, ara sıra da akran zorbalığına uğruyordum. Sınıfımızda Halit —kendi samimi tabiriyle "Alit"— isminde bir arkadaşım vardı. Halit romandı; muhtemelen okula geç başlamış ya da sınıf tekrarı yapmış olduğundan hepimizden iri yapılıydı. O beni her zaman korur, gözetirdi. Hiç kimseye zorbalık yapmaz, kimsenin hakkını yemezdi.
Bir gün okulumuza vali ziyarete geldi. Vali sınıfta halimizi hatırımızı sordu ve o klasik soruyu yöneltti: "Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?" Kimimiz doktor, kimimiz öğretmen, kimimiz mühendis olmak istediğimizi söyledik. Sıra Halit’e geldiğinde, yüreğimi yıllarca meşgul edecek o cümle döküldü dudaklarından:
— Sayın Valim, bizi okutmuyorlar!
O gün duyduğum bu cümle içimi acıtmış, yıllar boyunca zihnimde yankılanmıştı. Zaman geçti, hayatın farklı yollarından geçtik; ancak o cümlenin taşıdığı kırılmanın izleri silinmedi.
Yıllar sonra mahallemizde yaşanan bir olay, bana Halit’in o günkü çığlığını yeniden hatırlattı. Mahallemizdeki Roman vatandaşlarımız bir düğün hazırlığı içindeydiler; dünür olunmuş, tarih alınmıştı. "Çavuş" lakaplı Roman kızın babası Bayram, oğlan tarafına sesleniyordu:
— Baryam, düğün yapacağız, evi buldun mu?
— Bulamadım Çavuş.
— Metin’in evine baktın mı?
— Baktım Çavuş, vermediler.
— Baryam, celebin evine baktın mı?
— Baktım Çavuş, vermediler.
Diyalog bu şekilde, acı bir sükûnetle devam ederken Çavuş sonunda isyan ediyordu:
— Baryam, bize niye ev vermiyorlar?
Baryam’ın cevabı ise toplumsal bir gerçeği, acı bir kabullenişi yüzümüze çarpar gibiydi:
— Romanız diye vermiyorlar Çavuş, Romanız biz.
O güne kadar hayatın farklı yerlerinde, gurbet ellerde kiralık ev ararken insanlığın bu yüzüyle hiç karşılaşmamış, kimsenin bana ev vermeme ihtimalini aklımdan bile geçirmemiştim. O an, hayata sıfırdan değil, geriden hatta ekside başlamak zorunda bırakılanların sessiz duvarını bir kez daha gördüm.
Nihayet düğün günü geldi çattı. Çavuş, kapımızı çalıp elinde davetiye ile geldiğinde, bizim oraya gitmeyeceğimizi düşündüğünün mahcubiyetiyle burukça gülümsedi ve şöyle dedi:
— Vallahi billahi aşçı sizden, garsonlar sizden... Bizimkilerin eli değmeyecek.
O cümledeki mahcubiyet ile sığınma arayışı arasındaki ince çizgi, hâlâ içimde sızlayan en keskin hatıralardan biridir. Hayata yenik başlayanların mücadelesi, sadece onların değil, bu adaletsizliği kanıksamayan herkesin omzunda ağır bir yük olarak durmaya devam ediyor.