1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü: Emeğin sesi yalnız bırakıldığında değil, birlikte yükseldiğinde anlam bulur
Bugün 1 Mayıs. Adı Emek ve Dayanışma Günü. Ancak ne kadar “dayanışma” var, ne kadar “emek” gerçekten korunuyor; işte asıl tartışılması gereken konu bu. Her yıl olduğu gibi yine güzel sözler söylenecek, mesajlar paylaşılacak. Fakat mesele bir gün hatırlamak değil; yılın geri kalanında ne yaptığımız.
Çünkü hayatın her alanı emeğin üzerine kurulu. Sabah uyandığımız andan itibaren kullandığımız her şeyde bir işçinin izi var. Madenlerde yerin altında çalışanlar, yüksek gerilim hatlarında ölümle burun buruna gelenler, köprülerde, yollarda, altyapı sistemlerinde gece gündüz görev yapanlar… Kışın ayazında kar temizleyen, yazın asfaltın sıcağında çalışan emekçiler… Kadınıyla erkeğiyle bu ülkenin yükünü omuzlayan milyonlar var.
Ama soralım açıkça: Bu insanlar gerçekten hak ettikleri değeri görüyor mu?
Ekonomik tablo ortada. Pazara çıkan bir işçi, elindeki listeyi yarıdan fazlasını sile sile tamamlamaya çalışıyorsa, burada ciddi bir adaletsizlik vardır. İnsanlar sadece çalışmak değil, insanca yaşamak istiyor. Ama bugün birçok emekçi için “geçinmek” bile başlı başına bir mücadeleye dönüşmüş durumda.
Ve tam da bu noktada, yıllardır emekçinin hakkını savunmakla yükümlü olan yapılar, yani sendikalar ciddi bir sınav veriyor. Açık konuşmak gerekiyor: Sendikaların önemli bir bölümü, olması gereken yerde değil. İşçinin yanında durması gerekenler, çoğu zaman sessiz kalıyor. Hak aramak yerine denge gözeten, mücadele etmek yerine konfor alanını koruyan bir anlayış, emeğin gerçek temsilcisi olamaz.
Daha da ötesi; sendikacılığın bazı alanlarda bir “kariyer basamağına” dönüşmesi, bu yapıları asli görevinden uzaklaştırıyor. Siyasete geçiş kapısı olarak görülen, koltuk hesaplarının gölgesinde kalan bir sendikal anlayış, emekçinin derdine çare üretemez. İşçi, alın terinin karşılığını alamazken; onu temsil ettiğini söyleyenlerin sessizliği, en az haksızlık kadar ağır bir yük oluşturur.
Bu yüzden artık başka bir şeye ihtiyaç var: Gerçek dayanışmaya.
Sadece kurumsal yapılara bırakılmayan, halkın doğrudan içinde olduğu bir dayanışma kültürüne… Komşunun komşuya sahip çıktığı, vatandaşın emeğe saygıyı sadece sözde değil, davranışta da gösterdiği bir anlayışa… Çünkü emek meselesi sadece işçinin değil, toplumun tamamının meselesidir.
Bugün bir işçi geçinemiyorsa, bu sadece onun sorunu değildir. Bu, o ülkedeki adaletin, paylaşımın ve vicdanın da sorgulanması demektir. Bu yüzden 1 Mayıs; sadece meydanlarda kutlanan bir gün değil, toplumun kendi kendine ayna tuttuğu bir gündür.
Eğer gerçekten bir değişim isteniyorsa, bu değişim yukarıdan değil, aşağıdan; yani halkın içinden gelmelidir. Emekçiye sahip çıkan bir toplum, sadece 1 Mayıs’ta değil, yılın her günü bunu hissettirmelidir. Alın terine saygı, en büyük ortak değer haline gelmelidir.
Bugün belki birçok kişi “Bayram kutlu olsun” demekte zorlanıyor. Çünkü bayram, ancak hak yerini bulduğunda anlam kazanır. Ama umudu büyütmek de yine bizim elimizde.
Bu duygu ve düşüncelerle; emeğiyle ayakta duran, üretimiyle hayatı mümkün kılan tüm işçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyor; daha güçlü bir toplumsal dayanışma, daha adil bir paylaşım ve daha onurlu bir yaşam için herkesin sorumluluk alması gerektiğini hatırlatıyoruz.





