Uşak'ta Gündem

Vahşi madencilikte ısrar: sırada Bulkaz Dağı mı var?

Köylülerin aktardığına göre şirket birkaç aydır sondaj için Ulupınar’ın içme suyu ihtiyacı için açılan kuyudan günlük 10–15 tanker su çekiyor.

Abone Ol

Aktivist Funda Öz Akcura, sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda Uşak ve Kütahya sınırında yer alan Bulkaz Dağı’nda altın madenciliği faaliyetlerinin başlatılmasına yönelik tehlikeli girişimler hakkında bir açıklama yaptı.

Funda Öz Akcura, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Sırada Bulkaz Dağı mı var?

Murat Dağı ekosisteminin bir parçası olan Bulkaz Dağı’nda Altın Madeni için düğmeye basıldı.
MAPEG, geçtiğimiz Ocak ayında Banaz Ulupınar mevkiindeki bir taş ocağında ‘altın madenciliği’ de yapılması için yapılan başvuruya ‘uygundur’ dedi. Söz konusu ocak, 2015’te yalnızca 21,64 hektar alanda ‘ÇED Gerekli Değil’ kararıyla açılan kuvars madeniydi.

Adım adım taş ocağından altın madenine

2022’de 24,84 hektara çıkarılan taş ocağının, 467,91 hektar alana yayılan altın madenine dönüşmesi an meselesi.
İlk faaliyete başladığı 2015’te şirketin ruhsat sahası 393 hektardı. Bu alan 2022’de 852 hektara çıkmış.
Buna göre maden sahasının gelecekte çevre köyleri de içine alacak şekilde genişlemeyeceğinin garantisi yok.
MAPEG’in ‘altın madenciliği için uygundur’ dediği bölge ‘ormanlık’ ve ‘biyolojik açıdan önemli alanlar’ diye geçiyor. Aynı zamanda Murat Dağı su havzasının bir parçasını oluşturuyor.
Ahat Göleti’ne sadece 2,5 kilometre mesafedeki saha; Ahat, Ulupınar ve Özbeyli köyleri ile Boduçdamı Mahallesi arasında bulunuyor.
Köylülerin aktardığına göre şirket birkaç aydır sondaj için Ulupınar’ın içme suyu ihtiyacı için açılan kuyudan günlük 10–15 tanker su çekiyor.

Şu net: Bu, madencilikte sıkça kullanılan bir genişleme stratejisidir.
Bu tür genişlemeler küçük ölçekli bir ocaktan, büyük ölçekli altın madenciliğine geçiş sürecidir.
21 hektar gibi görece küçük bir alanda ve ÇED gerekli değildir kararları ile ‘taş ocağı’ diye başlayıp, ardından 467 hektarlık altın madenine dönen süreç; kabaca, toplumsal tepkiyi engellemek için asıl niyeti saklama çabasıdır.
Keza Kışladağ Altın Madeni de 500 hektar ile başlayıp 8 yıl sonra maden sahasını 2,500 hektara çıkarmıştı.
Bugün Murat Dağı’nda karşı çıktığımız riskler, Bulkaz Dağı için de geçerli. Susuzluk ve kuraklık kapıdayken; bir de ekosistemin göreceği tahribat, ormansızlaştırma ve yüzlerce hektar toprağın tarım ve hayvancılıkta kullanılamaz hale geleceği hesaba katıldığında: Murat Dağı’nda karşı çıkıp kazandığımız sürece Bulkaz Dağı’nda sessiz kalmak, akla ve vicdana sığmaz.”

Teknik değerlendirme ve bölgesel riskler

Uzmanların Uşak ilini de içeren analizleri ve yaptıkları değerlendirmelere göre altın madenciliğinde yaygın olarak kullanılan siyanür liçi yöntemi, düşük tenörlü cevherlerden altın ayrıştırmak için tercih ediliyor. Bu yöntemde büyük miktarda su kullanılırken, siyanür ve ağır metallerin (arsenik, cıva, kurşun gibi) çevreye sızma riski bulunuyor. Özellikle geçirgen jeolojik yapılarda yer altı sularının kirlenmesi ihtimali ciddi bir tehlike oluşturuyor.

Bulkaz Dağı’nın, Murat Dağı su havzasının bir parçası olması, riski daha da büyütüyor. Bölgedeki yüzey ve yer altı sularının Gediz Havzası’na bağlantılı olması, olası bir kirliliğin geniş bir coğrafyaya yayılabileceği anlamına geliyor.

Uşak’taki madencilik faaliyetleriyle bağlantı

Bölgedeki riskler, yalnızca Bulkaz Dağı ile sınırlı değil. Uşak’ta faaliyet gösteren Tüprag Kışladağ Altın Madeni örnekleri, maden sahalarının zaman içinde nasıl genişleyebildiğini gösteriyor. Kışladağ sahasında yıllar içinde kapasite ve alan artışı yaşanmış, bu süreçte siyanür liçi havuzları ve pasa depolama alanları büyütülmüş durumda.

Benzer şekilde Murat Dağı çevresinde gündeme gelen maden arama projeleri de bölgeyi bir “madencilik koridoru” haline getirme riskini barındırıyor. Bu durum, kümülatif etki (birden fazla projenin toplam çevresel etkisi) açısından değerlendirildiğinde şu tehlikeleri öne çıkarıyor:

  • Su kaynaklarının tükenmesi: Sondaj ve liç süreçlerinde yüksek miktarda su tüketimi, zaten kuraklık baskısı altındaki bölgede içme ve sulama suyunu tehdit ediyor.
  • Kimyasal kirlilik: Siyanür ve ağır metallerin yüzey ve yer altı sularına karışma riski, tarım arazilerini ve insan sağlığını doğrudan etkileyebilir.
  • Ormansızlaşma ve habitat kaybı: Yüzlerce hektarlık alanın kazılması, bölgedeki biyolojik çeşitliliği geri dönüşü zor şekilde tahrip edebilir.
  • Tarım ve hayvancılığa etkiler: Toprak yapısının bozulması ve su kirliliği, bölgenin temel geçim kaynaklarını zayıflatabilir.
  • Jeoteknik riskler: Atık depolama sahalarında oluşabilecek sızıntı veya set çökmesi gibi durumlar, ani çevre felaketlerine yol açabilir.

“Kümülatif tehdit” uyarısı

Uzmanlar, Murat Dağı, Bulkaz Dağı ve Uşak hattında planlanan ya da yürütülen projelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Tekil projeler yerine bölgesel ölçekte yapılan değerlendirmeler, ekosistemin taşıma kapasitesinin aşılabileceğini ortaya koyuyor.

Aktivist Funda Akcura’nın da vurguladığı gibi, Murat Dağı’nda daha önce verilen çevre mücadelesiyle elde edilen kazanımların, Bulkaz Dağı için emsal teşkil ettiği belirtiliyor. Bölgedeki gelişmelerin, yalnızca yerel değil, Gediz Havzası üzerinden Ege’nin geniş bir bölümünü etkileyebilecek potansiyel bir çevre sorunu olduğu ifade ediliyor.