Ülke Gündemi

Acının Gölgesinde Okunan Hutbe: Yetersiz, mesafeli, sığ ve etkisiz!

Cuma namazı çıkışında konuşan cami cemaatinden bazıları kendi aralarında hutbenin olayları anlatmaya yetmeyecek kadar kısa olduğunu bundan daha önemsiz konular için daha uzun hutbeler dinlediklerini belirttiler.

Abone Ol

Acının Gölgesinde Okunan Hutbe: Yetersiz, mesafeli, sığ ve etkisiz!

Türkiye’nin yüreğini dağlayan okul saldırıları ve cinayetlerinin ardından gözler, toplumun en güçlü manevi kürsülerinden biri olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na çevrildi. Ancak okunan son cuma hutbesi, yaşanan travmanın büyüklüğüyle kıyaslandığında birçok kesimde “yetersiz”, “mesafeli” ve “etkisiz” bulunarak eleştiri konusu oldu.

Tüm Türkiye genelinde okutulan hutbe metni, “birbirimize kenetlenelim” çağrısıyla başlasa da, toplumun beklediği yüzleşme ve derinlikten uzak bir çerçevede kaldı. Oysa yaşananlar sıradan bir “üzüntü” değil; eğitim yuvalarına yönelen, çocukları ve öğretmenleri hedef alan bir şiddet dalgasıydı. Böyle bir tabloda, sadece teselli cümleleriyle yetinmek, kamuoyunda “söz var ama sarsıntı yok” eleştirilerini beraberinde getirdi.

Metinde yer alan “dijital bağımlılıklar”, “zararlı alışkanlıklar” ve “olumsuz iletişim dili” vurguları ise dikkat çekici olmakla birlikte, yaşanan olayların doğrudan sebepleriyle bağ kurmakta yetersiz kaldı. Toplumun önemli bir kesimi, bu tür genellemelerin, meselenin özünü perdelediğini düşünüyor. Zira ortada yalnızca bireysel zaaflarla açıklanamayacak kadar derin bir sosyal kırılma söz konusu.

Eleştirilerin odak noktası ise hutbenin “fail”, “sorumluluk” ve “önleyici mekanizmalar” konusunda neredeyse hiçbir somut vurgu içermemesi. Eğitim kurumlarında artan şiddetin nedenlerine dair açık bir analiz yapılmaması, dini ve ahlaki sorumlulukların daha güçlü bir dille hatırlatılmaması, hutbenin etkisini sınırlayan başlıca unsurlar arasında gösteriliyor.

Oysa cami kürsüleri, sadece teselli dağıtan değil, aynı anda binlerce camide milyonlarca insanın pür dikkat kesildiği bir anda topluma çok daha etkili mesajların verilebileceği manevi mekanlardır. Hz. Muhammed’in hayatına bakıldığında, haksızlık ve zulüm karşısında açık ve net bir duruşun esas olduğu görülür. Böylesi zamanlarda daha güçlü, daha doğrudan ve daha sarsıcı bir dil beklemek, toplumun en doğal hakkı olarak değerlendiriliyor.

Hutbenin sonunda yapılan “kendinizi ve ailenizi koruyun” çağrısı ise sorumluluğu büyük ölçüde bireylere yükleyen bir çerçeve çiziyor. Ancak kamuoyuna göre, bu tür trajediler sadece ailelerin değil; eğitim sisteminden güvenlik politikalarına, sosyal medyadan kültürel iklime kadar geniş bir alanın ortak sorumluluğunu gerektiriyor.

Türkiye’nin içinden geçtiği bu ağır süreçte, toplumun beklentisi yalnızca “kenetlenme” çağrıları değil; aynı zamanda açık bir muhasebe, güçlü bir uyarı ve yol gösterici bir irade. Çünkü böylesi zamanlarda söylenen sözler, sadece kulaklara değil, kalplere de hitap etmek zorunda. Aksi halde, en yüksek kürsülerden yükselen cümleler bile, toplumun derin yaralarına temas edemeden havada asılı kalıyor.

Cuma namazından çıkan cami cemaatinden bazılarının kendi aralarında hutbenin olayları anlatmaya yetmeyecek kadar kısa olduğunu bundan daha önemsiz konular için daha uzun hutbeler okunduğunu belirttiler.

Bir grup vatandaş da okunan hutbeyi yaşanan acı olayları hafifletmeyecek kadar sığ bulduklarını ifade ettiler.