Erman Karakaya: Tahtaya Çizilen Piyano Tuşlarından Konser Salonlarına
Piyano sanatçısı ve müzik eğitimcisi Erman Karakaya'nın yaşamı, sanat yolculuğu ve müzik anlayışı
Uşak'ta müzik denildiğinde akla gelen isimlerden biri olan Erman Karakaya'nın piyano ile kurduğu bağ, bir konservatuvarın sınıflarında değil, 1980'li yılların sınırlı imkânları içinde, bir çocuğun merakıyla başladı. Henüz gerçek bir piyanoya dokunma fırsatı bulamadan ansiklopedilerden piyano tuşlarını araştıran, bulduğu bir tahtayı siyah ve beyaza boyayarak kendisine hayali bir enstrüman yapan Karakaya, yıllar sonra aynı enstrümanın başında yüzlerce dinleyiciye ulaşan bir sanatçıya dönüştü.
Onun hikâyesi yalnızca bir müzik eğitiminin değil; çocukluk merakının, aile desteğinin, hayal kırıklıklarının, sahne deneyiminin ve akademik birikimin iç içe geçtiği uzun bir yolculuğun hikâyesi.
Çocukluğu ve müzikle ilk tanışması
Erman Karakaya'nın müziğe ilgisi, kendi anlatımına göre 1985–1986 yıllarında belirginleşti. Türkiye'de televizyon yayınlarının tek kanalla sınırlı olduğu dönemde, hafta sonları yayımlanan konserler onun müzik dünyasına açılan ilk penceresi oldu.
Özellikle farklı enstrümanların bir araya gelerek oluşturduğu çok sesli müzik, çocuk yaşta dikkatini çekti. Birbirinden farklı seslerin aynı eser içinde buluşması, onda yalnızca dinleme isteği değil, bu müziğin nasıl yapıldığını öğrenme merakı da uyandırdı.
O yıllarda Uşak'ta piyano bulmak kolay değildi. Bir piyanoya sahip olmak ise pek çok aile için ulaşılması güç bir imkândı. Karakaya, bu eksikliği kendi yöntemleriyle aşmaya çalıştı. Kütüphaneye giderek Meydan Larousse ansiklopedisinden piyanoyu araştırdı, tuşlarının sayısını öğrendi. Ardından bulduğu bir tahta üzerine siyah ve beyaz tuşlar çizerek kendisine hayali bir piyano yaptı.
Henüz ses çıkaramayan bu tahta üzerinde piyano çaldığını hayal ediyor, müzik merakını kendi imkânlarıyla besliyordu.
Çocuğunun ilgisini fark eden babası Yüksel Karakaya, ona küçük bir org aldı. Böylece Erman Karakaya, hayali tuşlardan gerçek bir klavyeye geçti. Sanatçı, ilk orgunun bugün elinde bulunmadığını ancak müzik hayatındaki yerinin büyük olduğunu anlatıyor.
Ailesi ve öğrencilik yılları
Erman Karakaya'nın babası Yüksel Karakaya, Uşak'ta belediyede görev yapmış eski nikâh memurlarından biridir. Programda aktarıldığına göre 1996–1999 yılları arasında nikâh memurluğu yapmış, yaklaşık 2.000–2.500 çiftin nikâhını kıymıştır. Karakaya, babasının 1999 yılında emekli olduğunu belirtmektedir.
Annesinin müzik zevki de sanatçının çocukluk hafızasında önemli bir yere sahiptir. Evde Zeki Müren'in sevildiğini, annesinin bu eserleri dinlediğini anlatan Karakaya, bugün bile bir Zeki Müren veya Yıldırım Gürses şarkısı duyduğunda çocukluğuna döndüğünü söylüyor.
Müzikle yoğun biçimde ilgilendiği öğrencilik yıllarında ise akademik başarısı her zaman aynı düzeyde değildi. Aklının fikrinin müzikte olduğunu söyleyen sanatçı, okulun 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim gibi özel günlerinde öğretmenleri tarafından sahneye çıkarılıyordu. Müzik alanındaki becerisi okul etkinliklerinde değerlendirilirken derslerindeki başarısızlık ailesi için ayrı bir sorun oluşturuyordu.
İlk dönem karnesinde yedi zayıf bulunması üzerine babası, çok sevdiği orgunu çatıya sakladı. Karakaya, yıllar sonra bu anıyı gülümseyerek anlatırken ikinci dönem teşekkür belgesi aldığını da özellikle vurguladı.
Bu olay, müzikle eğitim hayatı arasında denge kurmaya çalıştığı çocukluk yıllarının dikkat çekici anılarından biri olarak kaldı.
Uşak Lisesi'nden konservatuvara uzanan yol
Erman Karakaya, ortaöğreniminin ardından Uşak Lisesi'nden mezun oldu. Güzel sanatlar lisesinde okumamış olması, onun müzik eğitimindeki yolculuğunu farklılaştıran önemli ayrıntılardan biridir.
Gençlik yıllarında müzik alanında akademik eğitim almak istedi. Ancak katıldığı bir müzik eğitimi fakültesi giriş sınavında, kendi değerlendirmesine göre liyakatle bağdaşmayan uygulamalarla karşılaştı. Bu deneyimi bir haksızlık olarak gördüğünü ve hevesinin kırıldığını anlattı.
Karakaya, yaklaşık 18 yaşından 25–26 yaşına kadar geçen dönem için müziğe bir süre küstüğünü ifade ediyor. Burada sözünü ettiği uzaklaşma, müziği tamamen bırakmasından çok, akademik müzik eğitimi hedefinden uzaklaşması olarak anlaşılmalıdır. Çünkü aynı yıllarda müzik icra etmeye devam etti.
Daha sonra Afyon'da konservatuvar eğitimi alma imkânı ortaya çıkınca yeniden sınava girmeye karar verdi. 26 yaşında Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın Klasik Batı Müziği Piyano Bölümünü kazandı.
2002–2006 yılları arasında dört yıllık konservatuvar eğitimini tamamladı ve kendi ifadesiyle 30 yaşında mezun oldu.
Bu eğitim, Karakaya'nın yalnızca piyano tekniğini geliştirmesine değil, müziğe ilişkin teorik ve akademik bilgisini güçlendirmesine de katkıda bulundu.
Düğün sahnelerinden akademik müzik eğitimine
Erman Karakaya'nın sanat yaşamında iki farklı dönem bulunuyor. Bunlardan ilki, çocukluk yıllarından konservatuvar eğitimine kadar uzanan ve büyük ölçüde uygulamalı sahne deneyimiyle şekillenen dönemdir.
Küçük yaşlardan itibaren org çalarak düğünlerde sahne aldı. Bu çalışmalar sayesinde hem kendi harçlığını kazandı hem de farklı müzik türleriyle doğrudan temas kurdu.
Konservatuvar öncesindeki bu deneyimini bugün sanat hayatının önemli bir kazanımı olarak değerlendiriyor.
İkinci dönem ise konservatuvar eğitimiyle başlayıp günümüze uzanan akademik ve profesyonel piyano çalışmalarıdır.
Karakaya, bu iki dönemin birbirini tamamladığını düşünüyor. Düğünlerde kazandığı pratik müzik deneyimi, konservatuvarda öğrendiği armoni, teknik ve teorik bilgilerle birleştiğinde kendine özgü yorum anlayışının gelişmesine katkı sağladı.
Programda kendisini hem alaylı hem de mektepli olarak tanımlayan bu yaklaşımı benimsedi.
Klasik Batı müziği ile Anadolu ezgilerini buluşturan sanat anlayışı
Erman Karakaya'nın müzikal kimliğinin belirgin özelliklerinden biri, piyanoyu yalnızca klasik Batı müziği eserlerini seslendiren bir enstrüman olarak görmemesidir.
Sanatçı, piyanonun geniş ses ve armoni olanaklarından yararlanarak Türk müziğini farklı bir yorumla dinleyiciye ulaştırmayı amaçlıyor.
Bu kapsamda repertuvarında klasik Batı müziğinin yanı sıra Yeşilçam melodileri, Türk sanat müziği, Türk halk müziği ve Anadolu ezgilerine yer veriyor. Erol Evgin şarkılarından Neşet Ertaş türkülerine kadar farklı müzik geleneklerini piyano üzerinde yeniden yorumlamaya çalışıyor.
Karakaya'ya göre piyanoya yönelik bazı önyargıların aşılabilmesi için dinleyicinin aşina olduğu melodiler önemli bir köprü oluşturuyor. Beethoven, Chopin veya Mozart gibi bestecilerin eserleriyle sınırlı bir repertuvar yerine, insanların kendi kültürel hafızalarında yer etmiş melodileri piyano aracılığıyla sunmayı önemsiyor.
Bu çalışmalarını yalnızca bilinen eserleri piyanoda çalmak olarak değil; armonik düzenlemeler, çeşitlemeler ve doğaçlama unsurlarıyla yeni yorumlar geliştirmek olarak değerlendiriyor.
Konservatuvar eğitiminin sağladığı teorik birikim ile önceki yıllarda edindiği sahne deneyiminin birleşmesini, bu yorumların ortaya çıkmasında belirleyici görüyor.
Uşak'taki konserleri ve dinleyicileriyle kurduğu bağ
Erman Karakaya, Uşak'ta gerçekleştirdiği piyano dinletileriyle farklı yaş gruplarından müzikseverleri bir araya getiriyor.
Özellikle Atatürk Kültür Merkezi'ndeki konserleri, sanatçının kentteki müzik çalışmalarının görünür örnekleri arasında bulunuyor.
Karakaya'nın dinletileri yalnızca klasik müzik eserlerinden oluşmuyor. Farklı dönemlerin sevilen melodilerini aynı konser programında buluşturarak dinleyicileri kimi zaman çocukluklarına, kimi zaman gençliklerine götüren bir müzik yolculuğu oluşturmayı amaçlıyor.
Sanatçı, müziğin insanlar üzerindeki etkisini yalnızca eğlence veya estetik beğeniyle sınırlamıyor. Müziğin insanın ruhuna dokunduğunu, geçmişle bağ kurmasını sağladığını ve farklı kuşakları ortak duygularda buluşturabildiğini düşünüyor.
Çocukluğunda annesinin dinlediği şarkıların bugün kendisini geçmişe götürmesi, bu yaklaşımın kişisel yaşamındaki karşılıklarından biri.
Müzik eğitimciliği ve genç yeteneklere yaklaşımı
Erman Karakaya, sahne çalışmalarının yanında müzik eğitimciliğiyle de ilgileniyor.
Genç öğrencilerin müzik alanındaki gelişimini yakından takip ediyor; onların yalnızca teknik becerilerinin değil, müzik sevgilerinin de gelişmesini önemsiyor.
Programda, öğrencisi Elvin'in annesi Melek Doğru'nun gönderdiği mesaj üzerine kendi öğrencilik yıllarındaki yedi zayıf hikâyesi yeniden gündeme geldi. Elvin'in, piyano öğretmeninin de öğrencilik yıllarında akademik güçlükler yaşadığını öğrenince verdiği tepki, sanatçıyla öğrencileri arasındaki samimi ilişkinin örneklerinden biri oldu.
Karakaya ayrıca genç müzisyen Mete Yarar'ın bestecilik alanındaki yarışma başarılarından söz ederek genç yeteneklerin desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Müzik eğitiminde öğrencinin kendi isteğini ve ilgisini önemli gören Karakaya'nın bu yaklaşımı, aile yaşamına da yansıyor.
Eşi Semiha Karakaya ve kızı Öykü
Erman Karakaya, 2004 yılında Semiha Hanım ile evlendi. Evliliği, Afyon'daki konservatuvar eğitiminin ikinci yılına denk geliyor.
Çiftin 2007 doğumlu kızları Öykü Karakaya da müzikle ilgileniyor. Programın yapıldığı tarihte Marmara Üniversitesi'nde müzik eğitimi alanında ikinci sınıf öğrencisi olduğunu belirten Karakaya, kızının piyano çalmayı kendi isteğiyle seçtiğini anlattı.
Eşiyle birlikte kızını belirli bir mesleğe yönlendirmek için baskı yapmadıklarını, onun mutlu olacağı alanı seçmesini istediklerini ifade etti. Öykü'nün çocukluğundan beri müzikle iç içe büyüdüğünü ve kendisine piyano çalışmasını söylemesine gerek kalmadan enstrümanın başına geçtiğini belirtti.
Karakaya, program sırasında eşinin ve kızının İstanbul'da bulunduğunu, kendisinin ise Uşak ile İstanbul arasında gidip geldiğini de anlattı.
Sahnede yaşadığı sıra dışı bir anı: Üç ayrı arı karşılaşması
Karakaya'nın sanat yaşamındaki ilginç olaylardan biri, farklı yıllarda piyano çalarken yaşadığı arı karşılaşmalarıdır.
Kendi anlatımına göre ilk olay 2004 yılında bir sınav sırasında gerçekleşti. Piyano eserini icra ederken sol kulağının çevresinde bir arının dolaştığını hissetti. Değerlendirme komisyonunun karşısında olduğu için çalmayı bırakmadı. Eseri tamamladıktan hemen sonra arı sol kulağını soktu.
İkinci olay 2019 yılında Uşak Atatürk Kültür Merkezi'ndeki bir dinletide yaşandı. Frédéric Chopin'in bir noktürnünü seslendirirken yine sol kulağının yakınında bir arı belirdi. Karakaya'nın anlatımına göre arı, eser sona erdikten sonra kulağını soktu.
Üçüncü olay ise programdan önce gerçekleştirdiği bir başka konserde yaşandı. Bu kez “Kimseye Etmem Şikâyet” eserini çalarken sol kulağının çevresinde bir arı dolaştı. Eserin sonunda hafif bir acı hissettiğini, ancak önceki olaylardaki gibi belirgin bir sokma veya şişlik yaşamadığını anlattı.
Karakaya, birbirinden yıllarla ayrılan bu üç olayın aynı kulağının çevresinde ve piyano icrası sırasında yaşanmasını ilginç bir tesadüf olarak değerlendiriyor.
Uşak'a, kültüre ve sanata bakışı
Erman Karakaya'nın Uşak'la ilişkisi, yalnızca burada yaşayan ve konser veren bir sanatçı olmanın ötesine uzanıyor.
Kentte kültür ve sanat etkinliklerinin gelişmesini, insanların farklı müzik türleriyle buluşmasını ve genç yeteneklerin desteklenmesini önemsiyor.
Piyanonun geniş dinleyici kitlelerine ulaşabileceğini, bunun için insanların aşina olduğu melodilerle klasik müzik arasında bağ kurulabileceğini düşünüyor.
Uşak'taki konserlerine gösterilen ilgi, sanatçının bu yaklaşımını sürdürmesinde önemli bir motivasyon oluşturuyor. Özellikle yalnızca piyano dinlemek için bir konser salonunun dolmasını, kentte sanatın geleceği bakımından umut verici buluyor.
Karakaya'nın programdaki açıklamalarında sanatın insanları bir araya getiren yönü, kültürel çeşitliliğin korunması ve genç kuşakların müzikle buluşması öne çıkıyor.
Tahtaya çizilen tuşlardan bugüne
Erman Karakaya'nın yaşam öyküsü, erken yaşta keşfedilen bir ilginin her zaman düz bir çizgide ilerlemediğini gösteriyor.
Bir tarafta televizyon ekranındaki konserlerden etkilenerek ansiklopedilerden piyano araştıran, tahta üzerine tuşlar çizen bir çocuk; diğer tarafta gençlik yıllarında yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle akademik müzik eğitimine ara veren, düğünlerde org çalarak deneyim kazanan bir genç bulunuyor.
Ardından 26 yaşında başlayan konservatuvar eğitimi, yıllar içinde gelişen bir piyano yorumculuğu, konserler ve müzik eğitimciliği geliyor.
Bugün Erman Karakaya'nın sanat anlayışında, çocukluk yıllarında dinlediği çok sesli müziğin etkisiyle Anadolu'nun tanıdık melodileri yan yana duruyor.
Onun hikâyesindeki en dikkat çekici noktalardan biri de bu: Bir zamanlar gerçek bir piyanosu olmadığı için tahtaya çizdiği tuşlarla müzik yapan çocuk, yıllar sonra piyanosuyla insanların anılarına ve duygularına seslenen bir sanatçıya dönüşüyor.






