Sağduyu Ve Özeleştiri Vakti: “Kim Haklı? Kim Suçlu?”

Kapalı kapılar ardındaki görüşmeler, susturulan eleştiriler ve bugün birbirini suçlayan isimler… Uşak siyasetinde iki yıldır konuşulan ama yüksek sesle dile getirilmeyen süreçler artık birer birer ortaya çıkıyor. Peki gerçekten kim haklı, kim suçlu?

Abone Ol

2024 yerel seçimlerinin ardından Özkan Yalım ile birlikte Uşak Belediyesi’nde yalnızca bir yönetim değişmedi. Belediyede yeni bir yapı kurulmaya başlandı.

Sadece belediyede değil… Cumhuriyet Halk Partisi Uşak teşkilatlarında da ciddi bir dizayn süreci yaşandı.

İl yönetimi… Merkez ilçe yönetimi… Gençlik kolları…

Parti içerisindeki birçok kişinin uzun süredir kendi arasında konuştuğu ama kamuoyu önünde açık açık dile getiremediği süreçler yaşandı. Hatta belediye şirket çalışanlarının parti üyelik süreçlerine yönlendirildiği, bazı isimlerin belediye içindeki imkanlarla örgüt yapısına dahil edilmeye çalışıldığı bilinen bir gerçek.

Bu iddiaların merkezinde ise belediye özel kaleminde görev yapan kadın bir personel, Belediye şirket çalışanlarını arayarak kendileriyle birlikte 5 kişiyi daha partiye üye yapmalarını istedi, bunun karşılığında da çalışma düzenlerinin devam edeceği yönünde güven verildiği uzun süre konuşuldu.

O günlerde bunları yüksek sesle konuşmak kolay değildi.

Çünkü Uşak’ta oluşan siyasi atmosferde Özkan Yalım’a karşı çıkmak, yalnızca belediye başkanına karşı çıkmak anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda parti içindeki güç merkezlerine de karşı durmak anlamına geliyordu.

Bu sadece bir örnek, Özkan Yalim’in mazbatayı alır almaz gözü kararmış bir şekilde keskin kararlar alması ve uygulamaya sokmayi istemesi de bir çok kişiyi rahatsız etse de kimse sesini çıkaramadı.

İşte tam bu noktada ilk olarak Ali Karaoba devreye girdi. Daha doğrusu müdahale etme girişiminde bulundu.

Ali Karaoba’nın, yaşanan bu süreçlerden rahatsız olduğu ve konuyu CHP Genel Merkezi’ne taşıdığı uzun süredir siyasi kulislerde konuşuluyor. Hatta bu konularla ilgili CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in hem Özkan Yalım’la hem de Ali Karaoba’yla görüştüğü de biliniyor.

Ali Karaoba’nin bu konuları konuşmak için Ozgur Ozel’le olan randevusuna yönetim tarafindan Özkan Yalım da davet edilmişti. Ali karaoba başbaşa görüşmeyi planlarken bir anda kendini Özkan Yalım Ozgur Özel ikilisinin karşısında buldu.

Olay dedikodu olarak böyle aktarılıyor. Ama belki de Özkan Yalım Uşak’taki bu direnci genel başkana aktardı ve Özkan Yalım ile Ozgur Özel Ali Karaoba’nin birlikte davet ettiler, o detayı bilemiyoruz.

Bu görüşmenin kamuoyuna yansımaması planlanmıştı belki… Ama siyaset bazen küçük detaylarla kendini ele verir.

Özkan Yalım’ın Özgür Özel ziyaretini sosyal medya hesabından paylaşmasının ardından, Ali Karaoba’nın da aynı görüşmeye ait fotoğrafları paylaşması aslında “biz de oradaydık” mesajıydı.

Peki kapalı kapılar ardında ne konuşuldu?

Elbette birebir o odada değildik. Ancak Uşak siyasetinde güvenilir kulis bilgisi olarak uzun süredir anlatılan tablo şu:

Ali Karaoba, Uşak’taki gelişmelerden rahatsızlığını dile getirdi. Ancak Genel Merkez’de bu eleştiriler çok da karşılık bulmadı. Hatta Özgür Özel’in, Ali Karaoba’ya Uşak’taki işleyişe çok müdahale etmemesi gerektiğini, daha çok Meclis çalışmalarına yoğunlaşmasını net bir şekilde söylediği iddia edildi.

Doğru mudur? Yanlış mıdır?

Bunu en net Ali Karaoba açıklayabilir. “Böyle bir görüşme olmadı” derse elbette onu esas alırız. Ancak bugün yaşanan gelişmelere bakınca, o dönem yapılan uyarıların tamamen kulaktan dolma olmadığını da görüyoruz.

Çünkü bugün geldiğimiz noktada şunu çok net anlıyoruz:

İki yıl boyunca Özkan Yalım’a yönelik eleştiriler ya bastırıldı ya küçümsendi ya da görmezden gelindi.

Yerelde konuşanlar susturuldu. Basına gözdağı verildiği iddiaları ortaya atıldı. Parti içinde Özkan Yalım ile farklı düşünenler yalnız bırakıldı.

Genel merkezin ise uzun süre bu eleştirileri dikkate almadığı sonradan ortaya çıktı.

Oysa belki de ilk günden itibaren küçük yanlışlara müdahale edilseydi veya edilme dirayeti gösterilebilseydi bugün Uşak’ın adı Türkiye gündeminde bu şekilde anılmayacaktı.

Şimdi sosyal medyada dönüp bakıyoruz…

Düne kadar aynı fotoğraf karelerinde yer alan insanlar birbirlerine “hain”, “satılmış”, “yanlış tarafta durmuş” demeye başladı.

Oysa siyaset bu kadar siyah-beyaz değil.

Bugün kahraman ilan edilen biri yarın eleştirilebiliyor.

Bugün yerden yere vurulan biri ise yıllar sonra “aslında haklıymış” denilerek yeniden değerlendirilebiliyor.

Bu yüzden insanları etiketlemek için acele etmemek gerekiyor.

Ali Karaoba’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalar parti içinde büyük tartışma yarattı. Çünkü bugün CHP içerisinde Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın duran isimlere karşı ciddi bir tepki var. Ali Karaoba’nın da geçmişte Kılıçdaroğlu’na destek vermiş olması üzerinden eleştiriler yapılıyor.

Ama dönüp son iki yıla baktığımızda şunu da teslim etmek gerekiyor:

Belki de Ali Karaoba bazı konularda tamamen haksız değildi.

Bu;

“Kemal Kılıçdaroğlu haklıdır” demek değildir. “Özgür Özel başarısızdır” demek de değildir.

Bu tamamen CHP’nin kendi iç meselesidir. Bunu demek bize düşmez.

Ancak bir basın mensubu olarak şunu söylemek mümkündür:

Bugün yaşanan tabloda yalnızca yanlış yapanların değil, yanlışlara kulak tıkayanların da sorumluluğu vardır.

Ve belki de en büyük problem tam olarak buydu…

Uyaranlar dinlenmedi. Eleştirenler dışlandı. Sorgulayanlar susturuldu.

Şimdi herkes dönüp geçmişe yeniden bakıyor.

Ama unutulmaması gereken bir şey var:

Hiç kimse tamamen kahraman değildir.

Hiç kimse tamamen hain de değildir.

İnsanların doğruları da olur, yanlışları da…

İyi tarafları da vardır, kötü tarafları da…

Bu yüzden özellikle sosyal medya çağında insanları bir günde yargılayıp mahkum etmek çok tehlikeli hale geldi.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey;

Biraz sağduyu…

Biraz sakinlik…

Ve biraz da geçmişten ders çıkarabilmek.