SADAKAT: RUHUN CENNETİ!

Abone Ol

Evlilik, insanın yeryüzünde başına gelebilecek en güzel nimettir. Bu kutsal bağın içinde eşiyle iyi geçinen, sevgisini doğru bir üslupla ifade eden ve bu mukaddes yolun kurallarına riayet edenler hem mutlu olur hem de çevrelerine mutluluk yayarlar. Ancak bu yolun hukukunu bozanlar, ya bu yolculuğun istenmeyen bir yolcusu haline gelirler ya da zamanla tamamen yolun dışında kalırlar.
Hepimizin malumudur ki; her başarılı erkeğin arkasında bir kadın, her başarılı kadının arkasında da bir erkek vardır. Fakat Batılı düşünür Jim Backus’un şu tespiti, meselenin acı bir gerçeğini yüzümüze çarpar: “Birçok erkek başarısını ilk karısına borçludur; ikinci karısını da başarısına borçludur.” Gündemin ikinci ve üçüncü eşlerle çalkalandığı, sadakatin modern bir yük gibi görüldüğü bir ortamda, bir aile danışmanı olarak tecrübelerime dayanarak şunu net bir şekilde ifade etmeliyim: Aldatan kişi, ister erkek olsun ister kadın, aslında eşini çoktan gözden çıkarmıştır.
Kuşkusuz aldatmak, insanlığın en eski ve en büyük zaaflarından biridir. Bu eylem, insanlığın var oluşuyla birlikte başlamıştır. İlk yaratılanlar, Hz. Âdem ve Hz. Havva da kendilerine her şeyi öğreten Allah’ın yasağını çiğnemiş; şeytanın vesvesesine kapılarak bir anlamda nefislerine yenik düşmüşlerdir. Bu savruluşun akabinde cennetten çıkarılıp yeryüzünün ağır gerçekleriyle yüzleşmişlerdir. Hatalarının, aslında kendi nefislerini aldatmak olduğunu anlamaları uzun sürmemiş ve af dilemişlerdir; lakin bu gafletin cezasını, o büyük güzelliklerden mahrum kalarak ödemişlerdir.
Vahyin sayfalarında bu sınırları çizen en temel olgu, "iffeti muhafaza etmektir." Kıssaların en güzeli olan Hz. Yusuf’un hikâyesinde gördüğümüz üzere; sınırlarını koruyan kişi, önce kendi nefsini koruyarak yasağa meyletmez. Gözlerini bakılması yasak olandan çevirmek, aslında tehlikeye yaklaşmamanın en ilkeli ifadesidir. Zira gözlerdeki ihanet, sözlerdeki sadakatsizliğin habercisidir. Zamanla beden bu duruma eşlik edecek ve insan, kendine yakışmayan karanlık bir senaryonun içinde rol alacaktır.
Aldatma, insan onurunu zedeleyen ve muhatabına ağır bir değersizlik hissettiren yıkıcı bir eylemdir. Arkasından gelen ağlama krizleri, bir yüreğe yapılabilecek en ağır darbedir. Aradan yıllar geçse de bu darbenin izleri her yaşanmışlıkta gün yüzüne çıkar. Çünkü ihanetin vicdani ve sosyal cezası ağırdır. İnsan, arzulandığında kendini özel, güzel ve değerli hisseder. Kendini değerli hisseden kişi de eşine hak ettiği değeri fazlasıyla verir. Sevgiden ve ilgiden yoksun kalan ruh ise bir "açlık" içindedir ve ne yazık ki bu açlık, bazen insanı kurtlar sofrasına yem yapabilir.
Celalettin Rumi ne güzel söyler: “Eden kendine eder. Yapan bulur ve çeker! Unutma; kazanmak koca bir ömür ister, kaybetmeye anlık bir gaflet yeter.” Nice emeklerle kurulan yuvalar, işte bu anlık gafletlerin kurbanı olmaktadır. Psikiyatrist Cem Keçe’nin tespitiyle; kadın, kendini değersiz hissettiğinde bu duygularına hitap eden bir "açlığın" pençesinde savrulurken; erkek, bazen "tokken" bile bu hataya düşebilmektedir. Danışmanlık sürecimde, en mutlu oldukları söylenen zamanlarda bile bu kopuşların yaşandığına ve bozulan o aile yapısına bir daha asla dönülemediğine şahit olmak gerçekten acıtıcıdır.
Aldatan bir "hırsız" gibidir ve elbette suçludur. Lakin bu noktada çuvaldızı kendimize de batırmalıyız: Evin sahibi olarak bizim hiç mi kusurumuz yoktur? Dışa açık ama içeriden sıkıca kapalı olan bir evin kapısını kimse zorlayamamalıdır; zira kapısız hana giren çok olur. Günümüzün değişen şartlarında ekonomik bağımsızlık, kadını erkeğe muhtaç olmaktan çıkarabiliyor. Erkeği güçlü kılan en önemli öge, ona ihtiyaç duyulmasıdır. Eşine ve çocuklarına harcadıkça mutlu olan erkek, ihtiyaç duyulmadığını hissettiği an kendini bir "fazlalık" olarak görebilmektedir.
Evlilik, bir "geçinme sanatı" ve devasa bir kurumdur. Eğer bir insanın geçinmeye gönlü yoksa, esen yelden nem kapıp "ikinci bahar" hayalleriyle yeni maceralara yelken açar. Ancak unutulmamalıdır ki; yeni bir ilişkiye yelken açan, aslında birincil limanını çoktan yakmıştır. Hayatın hiçbir alanı, özellikle de ailevi sadakat, ikinci sıraya atılmayı asla kabul etmez.
Ves-Selam.

Asiye Türkan