Geçtiğimiz hafta bu köşede Uşak Millet Bahçesi’ni, daha doğrusu 2014 yılında bize “Kentpark” adıyla anlatılan projeyi konuştuk. Yazının başlığı da zaten ne söylemeye çalıştığımızı açıkça ortaya koyuyordu: “Mesele Cami Değil, Mesele Millet Bahçesi.”
O yazıda camiye karşı çıkmadık. Tam tersine, tartışmanın “camiye karşı olanlar–cami isteyenler” gibi dini hassasiyetler üzerinden yürütülmesini doğru bulmadığımızı söyledik. Sorduğumuz soru basitti: Şehrin merkezinde yıllar önce okullar ve kamu binaları yıkılarak açılan bu alanın amacı neydi?
Hatırladığımız kadarıyla 2014’te Uşaklılara anlatılan; okulların başka bölgelere taşınacağı, İsmet Paşa Caddesi ve çevresindeki yoğunluğun azaltılacağı ve şehrin tam merkezinde insanların nefes alabileceği büyük bir yeşil alan oluşturulacağıydı.
Aradan yıllar geçti. Ortaya çıkan Millet Bahçesi’ni gördüğümüzde ise beklediğimiz yeşil alan yerine sert zeminin ve taş kaplamanın ağırlıkta olduğu büyük bir meydanla karşılaştık. Üstelik TOKİ’nin kendi tanıtımında da yaklaşık 80 bin metrekarelik proje içerisinde “çok amaçlı yeşil alanlar”, piknik ve dinlenme alanları, bitki sergi alanları gibi kullanımlar tarif edilmişti.
Şimdi bunun üzerine 2 bin 500 kişilik, 1.300 metrekare taban alanına ve yaklaşık 6 bin metrekare kapalı alana sahip bir cami yapılması planlanıyor. Projeyi savunanlar ise özellikle cuma namazlarında çevredeki camilerde yoğunluk yaşandığını söylüyor.
Geçtiğimiz hafta bizim itirazımız da tam olarak burada başladı:
Camiye değil, Millet Bahçesi'nin yeniden yapılaşmasına.
Ayetle Şehir Planlaması Yapılmaz
Yazının ardından bazı siyasiler tartışmaya dini referanslarla dahil oldu. AK Parti Uşak İl Başkanı Himmet Yaşar, Tevbe Suresi’nin 18. ayetini paylaşarak cami projesini savundu ve tartışmayı dini bir zeminden değerlendirdi.
Bunu doğru bulmadığımı söylemiştim. Çünkü “Bu alana cami yapılmalı mı?” sorusunu sormak, “Cami yapılmalı mı?” sorusuyla aynı şey değildir.
Birincisi şehircilik tartışmasıdır, ikincisi bambaşka bir tartışmadır. Fakat birkaç gün geçti ve şimdi bu kez tartışmanın diğer tarafından benzer bir yaklaşım çıktı.
Şimdi de “Okullarımızı Geri İstiyoruz”
Son birkaç gündür sosyal medyada “Okulumu Geri İstiyorum” adı altında bir çağrı dolaşıyor. Paylaşılan duyuruya göre 23 Eylül Çarşamba günü eski belediye binası önünden başlayacak bir yürüyüş yapılacak ve Tiritoğlu Parkı’nda basın açıklaması gerçekleştirilecek.
Platform adına yapılan açıklamalarda, Millet Bahçesi'nin bulunduğu bölgede geçmişte bulunan okulların hatırasına ve yıkılmasına dikkat çekiliyor. Basına yansıyan açıklamada da Uşak Lisesi'nin yaklaşık 10 yıl önce yıkıldığı ve okul binalarının kentin farklı noktalarına dağıtıldığı vurgulanıyor.
Buraya kadar elbette bir problem yok.
İnsanlar mezun oldukları okulların yıkılmasına üzülmüş olabilirler. Bir şehrin hafızası yalnızca binalardan ibaret değildir ama bazı binaların insanların hayatında çok önemli hatıraları vardır. Uşak Lisesi’nde okumuş bir insanın eski okulunu özlemesini de, onun yıkılmasına hâlâ üzülmesini de son derece anlaşılır buluyorum.
Ama eğer talep gerçekten “O okulları yeniden aynı alana yapalım” noktasına geliyorsa, orada benim itirazım başlıyor.
Çünkü o zaman şu soruyu sormamız gerekir:
Madem yeniden okul yapacaktık, mevcut okulları neden yıktık?
Camiye Söylediğimizi Okula da Söylerim
Benim açımdan burada bir tutarsızlık yok. Geçen hafta “Cami yapmayın, burası Millet Bahçesi olarak kalsın” dedim. Bugün de “Okul yapmayın, burası Millet Bahçesi olarak kalsın” diyorum.
Yarın birisi çıkıp “Buraya kültür merkezi yapalım” derse ona da aynı soruyu sorarım. Bir başkası “Yeni belediye binası yapalım” derse ona da karşı çıkarım. AVM, otel, kamu binası, spor salonu… Adı ne olursa olsun. Çünkü tartıştığımız şey yapının fonksiyonu değil, o alanın yapılaşmasıdır.
Okul elbette gerekli. Cami de gerekli. Hastane de gerekli. Ama her gerekli yapı her yere yapılmaz. Şehir planlamasının zaten varlık nedeni budur.
2014'te Neden Destek Verdik?
Bence tartışmanın sürekli kaçırılan kısmı tam burası. Uşaklılar o dönem okulların yıkılmasına, “Okullar gereksiz” diye destek vermedi. İnsanlar eğitime karşı oldukları için okulların kaldırılmasını istemedi.
Okullar başka yerlere taşınacak ve bu devasa alan şehrin merkezinde yeşil alan olarak kalacak denildiği için proje kabul gördü. Kamuoyu rızası bunun üzerinden oluştu.
Şimdi yıllar sonra bir taraf “Cami yapalım”, başka bir taraf “Okulları geri getirelim” diyorsa benim açımdan ikisinin de önce cevaplaması gereken aynı soru var:
Peki Millet Bahçesi nerede?
Bunca bina niçin yıkıldı? Bunca kamu kaynağı niçin harcandı? Şehrin merkezindeki o devasa alanı yapılaşmadan kurtarmak için yıllarca uğraştıktan sonra neden bugün yeniden o boşluğa hangi binayı koyacağımızı tartışıyoruz?
Okulların Hatırasını Yaşatalım, Ama Okulları Geri Getirmeyelim
Burada “Okulumu Geri İstiyorum” çağrısını yapanların duygusunu küçümsemek de istemem. Uşak Lisesi, Kız Meslek Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi, Besim Atalay ve diğer eğitim kurumlarının şehir hafızasındaki yerini korumak son derece kıymetli.
Hatta Millet Bahçesi'nin içinde bu okulların geçmişini anlatan bir eğitim ve kent hafızası alanı oluşturulabilir. Eski fotoğrafları konulabilir. Okulların tarihleri anlatılabilir. Mezunlarının anıları toplanabilir. Bir zamanlar hangi okulun nerede bulunduğunu gösteren küçük işaretlemeler yapılabilir. Böylece hem Uşak'ın eğitim tarihi yaşatılır hem de alan yeniden binalarla doldurulmaz. Çünkü hatırayı yaşatmak için binayı yeniden yapmak şart değil.
Bir Karar Verelim: Burası Ne?
Aslında bütün tartışma sonunda tek bir soruya geliyor:
Biz bu alanın ne olmasını istiyoruz?
Eğer burası Millet Bahçesi ise, Millet Bahçesi olsun. Yeşillendirelim. Ağaçlandıralım. Gölgelendirelim. İnsanların yazın öğlen saatlerinde bile oturabileceği hale getirelim. Çocukların koşacağı, yaşlıların dinleneceği, gençlerin vakit geçireceği gerçek bir kent parkına dönüştürelim. Eksik olan buysa bunu tamamlayalım. Çünkü bugün cami tartışması üzerinden başlayan mesele, yarın okul tartışmasına, öbür gün başka bir yapı tartışmasına dönüşürse sonunda elimizde yine binalarla dolu bir alan kalacak. O zaman da 2014'te başlayan bütün o yıkımın anlamını sorgulamak zorunda kalacağız.
Ben geçen hafta ne söylediysem bugün de aynı yerdeyim:
Mesele cami değil.
Bugün buna bir cümle daha ekliyorum:
Mesele okul da değil.
Mesele, Uşaklılara yıllar önce vaat edilen o nefes alanının gerçekten korunup korunmayacağı. Okul gerekiyorsa okul yapalım. Cami gerekiyorsa cami yapalım. Ama Millet Bahçesi'ni de artık rahat bırakalım. Çünkü bu şehirde belki yeni binalar için başka arsalar bulabiliriz.
Ama şehrin tam ortasında 80 bin metrekarelik yeni bir boşluk bir daha bulamayız.