Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım

Evet, belki de gerçekten artık dünü dünde bırakıp önümüze bakmanın zamanı. "artık yeni şeyler söylemek lazım"

Abone Ol

”Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım…”

Mevlana Celaleddin Rumi’nin bu sözü, sadece bireysel hayatlar için değil, şehirlerin ve yönetimlerin hikâyesi için de anlamlı bir rehber niteliğinde. Evet, belki de gerçekten artık dünü dünde bırakıp önümüze bakmanın zamanı.

Bundan tam iki yıl önce, bugünlere yakın tarihlerde, CHP Uşak’ta yıllar sonra önemli bir başarı elde ederek belediye başkanlığını kazandı. Bu sonuç, yalnızca bir siyasi partinin başarısı olarak okunamaz. Sandığa yansıyan tabloyu doğru analiz etmek gerekir.

Uşaklıların bir kısmı bilinçli ve gönüllü bir tercihle CHP’ye oy verdi. Ancak daha geniş bir kesim için durum farklıydı. Birçok seçmen, aslında gönlünden geçene oy vermek yerine, mevcut şartlar içinde “en az itiraz ettiği” seçeneğe yöneldi. Yani sandıkta verilen oyların önemli bir bölümü, bir tercihten ziyade bir tepkinin ürünüydü.

Bu noktada adayın kim olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Eğer Özkan Yalım yerine başka bir isim olsaydı sonuç değişir miydi? Ya da aynı başarı yakalanabilir miydi? Bunlar bugün net cevaplanması zor sorular. Ancak şurası açık: Ortaya çıkan sonuç, yalnızca bir adayın performansından ibaret değildi; daha geniş bir siyasi atmosferin yansımasıydı.

Dolayısıyla o gün verilen oyların önemli bir kısmının “emanet oy” olduğu gerçeğini göz ardı etmek mümkün değil.

İki yıllık süreçte gelinen noktada ise bu emanetin ağırlığı daha fazla hissedilmeye başlandı. Başlangıçta güçlü bir şekilde savunulan yönetim anlayışı, zaman ilerledikçe daha fazla sorgulanır hale geldi. Destek verenlerin bir kısmı hâlâ sahiplenmeye devam etse de, eskisi kadar güçlü argümanlar üretmekte zorlandıkları görülüyor.

Diğer tarafta ise baştan beri gönülsüz destek verenler var. Onlar için bu süreç, içten içe büyüyen bir pişmanlığa dönüştü. Uzun süre sessiz kalan bu kesimin artık daha fazla susmak istemediği, “kendi tercihimizin sonucunu yaşıyoruz” düşüncesini daha yüksek sesle dile getirdiği gözlemleniyor.

Yerel muhalefet cephesine bakıldığında ise ayrı bir tablo ortaya çıkıyor. İki yıllık süreçte etkili bir denetim ve eleştiri mekanizması kurulamaması, bu kesimin de beklentilerin gerisinde kaldığını düşündürüyor. Sessizlik mi, yetersizlik mi, yoksa farklı hesaplar mı… Bu soruların cevabı net değil. Belki de burada yorum yaparken ihtiyatlı olmak gerekir.

Ancak tüm bu tartışmaların ortasında Belediye Meclisi’nde yapılan seçimle Hatice Terekeci Özkan göreve geldi. Meclis Toplantısı ardından Belediye binasında Ali Karaoba’nın dile getirdiği “Her şerde bir hayır vardır” sözü, aslında yeni bir dönemin kapısını aralayabilecek bir yaklaşım olarak kayda geçti.

Gerçekten de yaşanan olumsuzlukları bir fırsata çevirmek hâlâ mümkün. Bu fırsat, hâlâ sandıkta irade ortaya koymuş olan kesimin elinde. Ve bu dönüşüm ihtimali, küçümsenmeyecek kadar geniş bir kitlede yeniden umut oluşturmuş durumda.

Bu noktadan sonra tartışmanın yönünü doğru belirlemek gerekiyor. Sürekli aynı başlıkları—kişisel polemikleri, magazinleşen detayları, iddiaları—gündemde tutmanın kimseye faydası yok. Elbette hukuki süreçler işlemeli, varsa sorumlular hesap vermeli. Kim ne yaptıysa karşılığını hem hukuk önünde hem de vicdanlarda bulmalı. Bu, tartışmanın olmazsa olmazıdır.

Ama bununla birlikte, şehrin enerjisini sadece geçmişe harcamak da doğru değil. Asıl mesele, bugünden sonra ne yapılacağıdır.

Burada en büyük sorumluluk yeni yönetime düşüyor. Hatice Terekeci Özkan için kolay bir tablo yok. İki yıl içinde oluşmuş bir yapıyı değiştirmek, alışkanlıkları dönüştürmek, yeni bir yönetim anlayışı inşa etmek ciddi bir irade gerektirir. Bu süreçte zaman zaman sert kararlar almak, hatta eleştirilmek pahasına adım atmak da gerekebilir.

Nitekim ilk işaretler, ekip içinde bazı değişikliklerin başladığını gösteriyor. Bu değişimlerin kamuoyunda rahatsızlık değil, aksine bir beklenti ve memnuniyet oluşturması ise dikkat çekici. Bu durum, aslında şehirde bir “yenilenme isteği” olduğunu da ortaya koyuyor.

Bir Uşaklı olarak beklenti net: Kim yönetiyorsa, bu şehre katkı sağlasın. Siyasi kimliği ne olursa olsun, doğru yapılan her iş desteklenmeli. Gerekirse alkışlanmalı. Yanlış görülen her adım ise eleştirilmeli. Ama bu eleştiri, yıkmak için değil; düzeltmek için yapılmalı.

Destek de eleştiri de, kişisel değil kamusal sorumluluk bilinciyle olmalı.

Çünkü bu şehir, günlük tartışmalardan daha büyük. Bu şehir, polemiklerden daha değerli.

Ve belki de en önemlisi şu:
Emanet verilen oyların, bir gün gerçek bir güvene dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek olan da, tam olarak bugünden sonra atılacak adımlar olacak.

“Dün dünde kaldı cancağızım…”


Evet, belki gerçekten öyle. Ama asıl mesele şu:
Bugün, dünden ne öğrendiğimiz ve yarına ne söylediğimizdir.

“…artık yeni şeyler söylemek lazım”