Belediyecilikte Sosyal Medya Sınavı! Samimiyet mi, Gösteri mi?

Belediyecilikte samimiyet ile “sosyal medya şovu” arasındaki çizgi giderek silikleşiyor; vatandaş artık kameraya değil, hizmete odaklanan bir yönetim anlayışı görmek istiyor.

Abone Ol

Uzun zaman önce de yazmıştım; belediye başkanı, yardımcısı ya da herhangi bir siyasetçinin “olur olmaz” anları sosyal medyada servis etmesini samimi bulmuyorum. Aradan yıllar geçti, fikrim değişmedi. Hatta bugün, özellikle yerelde, bu eğilimin daha da yaygınlaştığını görüyoruz.

O dönem verdiğim bir örnek hâlâ aklımda:
“Bugün ikindi namazını Keleter Camii’nde eda ettik. Namaz sonrası cemaatle bir araya geldik, sorunlarını dinledik.”

Bu tür paylaşımlar bana hâlâ doğal gelmiyor. Çünkü hayatın içinden bir anı, bir iletişim fırsatını değil; planlanmış bir görüntüyü, kurgulanmış bir samimiyeti çağrıştırıyor.

Küçük Şehirde Büyük “Gösteri”

Uşak gibi şehirlerde vatandaşın beklentisi aslında çok net. Belediye başkanıyla karşılaştığında selam verebilmek, iki kelime hâl hatır sorabilmek, gerekirse şehre dair bir derdini doğrudan iletebilmek… Samimiyet tam da burada başlar.

Ama bugün gelinen noktada tablo farklı. Belediye başkanları sokağa çıkarken adeta küçük bir prodüksiyon ekibiyle dolaşıyor: yakaya takılmış mikrofon, arkada kamera, yanında fotoğrafçı, birkaç daire müdürü… Günlük hayatın en sıradan anı bile bir “içerik” haline getiriliyor.

Bu durum sadece Uşak’a özgü değil; Türkiye genelinde yaygın bir eğilim. Ancak yerelde daha fazla göze batıyor. Çünkü küçük şehirlerde insanlar birbirini tanır, bilir, ölçer. Yapay olan ile doğal olan arasındaki fark daha hızlı hissedilir.

Hizmet mi, Algı mı?

Bir seçmen olarak beklenti basit: Şehir tanınsın, sorunlar bilinsin, çözümler üretilsin. Park ve Bahçeler Müdürlüğü işini iyi yapıyorsa, Fen İşleri sahadaysa, temizlik düzenliyse, su akıyorsa… Vatandaş zaten notunu verir.

Bunun için her anın videoya alınmasına gerek yok. Bir müdürlüğün yaptığı işten dolayı belediye başkanına artı puan yazılabiliyorsa, bu zaten sistemin çalıştığını gösterir.

Ama sürekli paylaşılan videolar, altına eklenen duygusal müzikler, “samimi anlar” kurgusu… Bir noktadan sonra hizmetin önüne geçiyor. İnsan ister istemez şunu soruyor: Bu bir belediye yönetimi mi, yoksa bir sosyal medya hesabı mı?

Görünenin Bedeli

Üstelik bu içerik üretiminin başka bir boyutu daha var: Görüntüye giren vatandaşlar. Gün içinde karşılaştığınız bir belediye başkanıyla ayaküstü sohbet ettiğinizi düşünün. Akşamına kendinizi sosyal medyada görmek ister misiniz?

Bu sorunun cevabı herkes için aynı değil. Ama şunu biliyoruz ki, herkesin rızası ve konforu aynı ölçüde gözetilmiyor.

Nitekim Özkan Yalım dönemine ait, seçimlerden önce, iki genç kızla çekilmiş bir görüntünün yıllar sonra yeniden gündeme gelmesi, bu meselenin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha gösterdi. O görüntüde yer alan gençlerin hiçbir suçu, günahı yokken, bir anda ülke gündeminin parçası haline geldiler.

İşte tam da bu yüzden, “anı paylaşmak” ile “insanı ifşa etmek” arasındaki çizgi iyi korunmalı.

“Tiktokçu Başkan” Algısı

Son iki yılda bu tarz paylaşımlara fazlasıyla maruz kaldık. Belki izlerken keyifli bulunuyor, belki “ne kadar iç içe” yorumları yapılıyor. Ama uzun vadede oluşan algı çok farklı: “Tiktokçu başkan.”

Bu, bir belediye başkanı için istenebilecek bir sıfat değil. Çünkü belediyecilik, ciddiyet ve ağırlık gerektiren bir iştir. Şehir yönetmek, sosyal medya fenomenliğiyle aynı kulvarda değerlendirilemez.

Yeni Döneme Küçük Bir Not

Bugün gelinen noktada, Hatice Terekeci Özkan için yeni bir sayfa açılmış durumda. Bu sayfa, sadece yönetim anlayışıyla değil, iletişim diliyle de farklılaşma fırsatı sunuyor.

Bir medya mensubu olarak naçizane bir öneri: 2 yıl Özkan Yalım'la çalışan Basın Müdürlüğü personeli geçmişten gelen alışkanlıklarla bu içerik üretimini “başarı” olarak görüyor olabilir. Toplumun önemli bir kesimi artık bu tarzdan yorulmuş durumda. Belki de iyi bir niyetle Hatice Hanım'a "şöyle yapalım" diyorlar. Uşak Belediyesi Basın Ve Halkla İlişkiler Müdürü Ali Genç Özkan Yalım döneminde bu işleri başarılı yaptı. Ama...

Biz, belediye başkanını sokakta görelim istiyoruz. Selam verelim, konuşalım, derdimizi anlatabilelim. Ama bu anların bir kamera eşliğinde değil, doğal haliyle kalmasını tercih ediyoruz.

Samimiyet, kayda alındığı anda azalır.
Doğallık, planlandığı anda kaybolur.

Son Söz

Bir şehirde belediyecilik; çöpün zamanında alınması, suyun akması, yolların yapılmasıyla başlar. Vatandaşın beklentisi de çoğu zaman bundan ibarettir. Büyük projelerden önce, temel hizmetlerin düzgün işlemesi gelir. Şu an beklentimiz bu.

Geri kalan her şey ise detaydır.

Ve evet…
Daha önce de söylemiştim, yine söyleyeyim:

“Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım.”