"Aşk Sanılan Yalnızlıklar"

En derin duygular, çoğu zaman aşk sandıklarımızın çok daha ötesindedir.

Abone Ol

Şu hayatta ne söylesen ne desen karşı cinse duyulan özlem olarak anlaşılır. Oysa hayatta bunun dışında daha değerli olan duygular düşüncelere yer vardır…

Yurdum insanın aklına hemen bir aşk hikâyesi gelir. Oysa her derin söz, her “gitme”, her “neredesin” çağrısı bir kadına ya da erkeğe yazılmış değildir.

Mesela Neşet Ertaş’ın “Neredesin Sen” türküsü…
Birçok kişi bunu bir sevgiliye yakarış sanır. Oysa küçük yaşta annesini kaybetmiş bir insanın içinde büyüttüğü o tarifsiz boşluğu düşünün. “Anasız olanın babası da olmazmış” diyen bir yüreğin “neredesin” diye seslenişi, belki de bir sevgiliye değil; başını yaslayacağı annesine duyduğu özlemdir.

Yine Haluk Levent’in “Elfida”sı…
Bir aşk şarkısı gibi dinlenir çoğu zaman. Ama aslında, hayatla mücadele eden küçük bir çocuğun ardından yakılmış bir ağıttır. Oradaki sevgi, bir erkeğin kadına duyduğu aşktan çok daha saf, çok daha tarifsizdir.

“Gitme güzel(ler) güzeli” dediğimizde de aklımıza hemen bir sevgili gelir.
Ama düşünün; komadaki evladının başında bekleyen bir babanın “gitme” diye fısıldayışı… O söz, bir aşıkın değil, bir babanın yüreğinden kopmuş olabilir. Sevginin en çaresiz hâlidir bu.

“Veda Busesi” ise bambaşka bir yerden yakar insanın içini.
Bir babanın, gözlerinin önünde eriyen kızına son bir öpücük konduruşu… Buradaki “veda”, bir ayrılık değil; geri dönüşü olmayan bir kopuştur. Hani ey gözyaşı akmayacaktın sözü, kaybettiği evladına verdiği sözü tutamayarak, acısına yenilen bir babanın feryadıdır. Bu yüzden o şarkı dinlenirken hissedilen şey aşk değil, evlat acısının sessiz çığlığıdır.

Ve Attilâ İlhan…
“O mahur beste çalar, Müjgân’la ben ağlaşırız” derken bir kadından bahsetmez. Kirpiklerine tutunan gözyaşlarıyla, bir dönemin acısını anlatır. Belki kaybedilen gençleri, belki yitirilen umutları… Ama kesin olan şu: Bu bir aşk sahnesi değil, bir yas anıdır.

Bir de Teoman’ın *“Daha 17”si vardır…
İlk dinleyişte bir gençlik hikâyesi gibi gelir kulağa. Hatta çoğu kişi onu bir ilk aşkın masumiyeti sanır. Oysa o şarkı, büyümenin sancısını anlatır. Teoman'ın "Daha 17" şarkısı, aslında Erdal Eren adlı 17 yaşındaki bir gencin hikayesini anlatıyor. Erdal Eren, 1980 yılında idam edilen bir gençti ve Teoman'ın akrabasıydı. Şarkının sözleri, Erdal Eren'in kısa ve trajik hayatını, umutlarını ve hayallerini yansıtıyor.

Henüz 17 yaşında, hayatın ağırlığıyla erken tanışan bir ruhun hikâyesidir bu. Kaybolan çocukluk, erkenden öğrenilen yalnızlık, insanın içinden kopup giden o saf zamanlar…

Demek ki neymiş…
Her “özledim” bir sevgiliye değildir.
Her “gitme” bir aşka söylenmez.
Her gözyaşı, karşı cinse duyulan bir ilgiden doğmaz.

Bazen bir anneye,
bazen bir evlada,
bazen bir hatıraya,
bazen de bir döneme ağlar insan.

Ve en derin duygular, çoğu zaman aşk sandıklarımızın çok daha ötesindedir.